Bugünlerde, Gazap Üzümleri’nden toplumsal bilincin derinliklerine kök salmış bir roman olarak söz etmek çok sıradandır. Ne var ki, bugüne kadar başka hiçbir yazar 1930’larda yaşanan afet niteliğindeki Büyük Bunalım’ı; aynı öfke ve politik sorumlulukla kayıt altına alamamıştır. (Peter Boxall’dan)

Cebinizdeki bir kuruş bile aslında sizin ve geleceğinizin temel sermayesi, akşam sofranız belki sadece kuru ekmekten ibaret olabilir, ama siz ve geleceğinize nice nimetler kapısı açacak olan bir nimettir o, yeter ki şükredip paylaşmasını ve çalışmanın, yaşamın, mutluluğun ve sağlığın kaynağı olduğunu anlayın.

Sahip olduğunuz her şey, neyiniz varsa bir anda sizin olmaya bilir ve elinizden alına bilir, işte size tanrının bir mucizesi...

Gazap Üzümleri her şeyden önce politik bir romandır. Yenilgiler, iftiralar, açlık ve kötü muamele; bunların hepsi politik bir suçlama, (bu adaletsizliği yaratacak güce sahip olanlara yönelik) bir itham, vahşi kapitalizmin sessiz öfkesine ve soğukkanlı duruşuna dair de bir onaylama barındırır. Bu süreç, Oklahoma’daki çiftliklerini bankaya olan borçları yüzünden kaybeden ve Kaliforniya’da daha iyi bir yaşam sürmek üzere batıya giden Joad ailesi merkezinde anlatılır. Yol ilerledikçe onlar ve daha binlerce Oklahomalı, batıya doğru giderken 66 numaralı karayolunda birleşirler ve birbirlerine, karşılaştıkları haksızlıkların öykülerini ve ileride yaşamayı umdukları refahı anlatarak ilerlerler. Kaliforniya’da buldukları ise; sömürü, açgözlülük, düşük ücretler, açlık ve sonunda ölüm olur. Para sahibi olanların diğerlerini sömürerek daha fazla para kazanmak anlayışı içinde sergiledikleri zalim ayrımcılığı çarpıcı bir biçimde betimleyen Steinbeck; şiddet, açlık ve ölüm tehdidinin bezdirdiği Joad ailesinin çaresizliğini gözler önüne serer. Onurlarını korumalarına ancak duydukları gazap, dış dünyaya meydan okuyan bir dayanışma ruhu ve sürekli olarak özveride bulunmaları olanak tanır.

“İnsanlar, ırmaktan akan patatesleri toplamak istiyor, muhafızlar onları engelliyorlardı. Külüstürleriyle yere atılan portakalları almaya geliyor ama meyvelerin üzerine gaz dökülüyor. Ve çekilip bir kıyıda duruyor, çukurda öldürülen domuzların çığlıklarını dinliyor, sonra çukurların dolduruluşunu, portakal yığınlarının kül oluşunu izliyorlar. Ve insanların gözlerinden başarısızlık okunuyor. Aç insanların bakışlarına giderek bir öfke yerleşiyor. Gazap Üzümleri insanların ruhlarında olgunlaşıyor, bağbozumu yaklaşıyor…”(Gazap Üzümleri, 367) 

Yapıtta Amerika’yı Büyük Bunalım’a sürükleyen tüm aşamalar ayrıntılarıyla hem olay akışı içinde hem de makale tadındaki düşünsel bölümlerle verilir. Makinelerin üretim sürecine dâhil olmasıyla vasıflı işçiye duyulan ihtiyaç azalır ve emeğin değeri her geçen gün hızla yiter. İnsanlar, yaşamlarını sürdürebilmek için daha çok çalışmak zorunda kalır, hatta kadınların ve çocukların da üretim sürecine dâhil olmaları zorunlu olur. Üretim araçlarına sahip olanlar için gereğinden fazla işgücü oluşur. İşgücü arttıkça; değeri de doğal olarak azalır. Her geçen gün daha da yoksullaşan işçi sınıfı, zamanla ürettiği ürünü alamaz hale gelir ve karın tokluğuna çalışmaya razı olur. Çalışanların ürettiklerini satın alabilecek gelire sahip olmamalarına paralel olarak üretim fazlası oluşur, depolarda çürüyen bu ürünler de, küçük şirketlerin batmasına yol açar, Büyük Bunalım ortaya çıkar.

Ne var ki, insanların beyinlerinde sadece kâr hedefli anarşik üretimin yerine, kullanıma dönük planlı üretimin bulunduğu bir sistemin hayalleri de filizlenmeye başlar. Sömürüyü, sefaleti, güvensizliği, savaşı ortadan kaldıracak ve insanlar için daha büyük bir refah ve mutluluğun kapılarını açacak bir sistemin hayali kurulur.

Bu yeni sistemde, bireysel kâr için bireysel çaba yerine, ortaklaşa yarar için ortaklaşa çaba esastır. Butün öteki ürünler gibi; kumaş da, para kazanmak için değil, insanlara giysi sağlamak için üretilecektir. Kullanım için yapılacak planlı üretimin, herkese, her zaman iş sağlayacağı düşüncesi ile insanların içindeki ekonomik bunalım, işsizlik, yoksulluk ve güvensizlik duygusu kaybolacak, bunun yerini beşikten mezara ekonomik güvenlik duygusu alacaktır. Bu sistemin uygulanabilirliği de, yapıtta Weedpatch Devlet Kampı’yla gösterilir. Kampta kalanların yararı için herkesin ortaklaşa çalıştığı bu yerde, yapıtta geçen ve “Hooverville” olarak adlandırılan diğer pek çok özel kampın aksine, sıcak su bulunmakta ve temel ihtiyaç maddeleri de diğer kampların aksine herkesin alabileceği uygun fiyatlara satılır.

Steinbeck; verimsiz, müsrif, akıldışı ve adaletsiz bir sistem olarak tanımladığı kapitalizmin yerine konulacak olan sistemin bir özelliğinin de ortak kullanım için ortak çaba olduğunu her fırsatta vurgular.

Gazap Üzümleri’nde bahsedilen kapitalist sistemde; toprağa, hammaddelere, fabrikalara, ve makinelere kapitalistler yani bireyler sahiptir. Üretim araçlarına sahip bu küçük gruba dâhil değilseniz yaşamak için ne kadar çalışırsanız çalışın yeterli olmayacaktır. Steinbeck’ın öngördüğü yeni sisteme geçiş ise; kapitalist toplum içinde bulunan ve onun çöküşünü hazırlayan derin çelişkilerle, üretimin toplumsallaşmasıyla, eski düzenin rahminde yeni düzenin tohumlarının atılmasıyla (örneğin Weedpatch Devlet Kampı) ve değişikliği gerçekleştirmek için gerekli eylemi yürütecek olan işçi sınıfının sınıf bilinci ile örgütlenme derecesinin artışıyla sağlanabilir:

Görüldüğü gibi bu yeni sistem, sadece azınlığın elindeki üretim araçlarının özel mülkiyetini kaldırarak çoğunluğun tüketim araçlarında daha fazla özel mülkiyete sahip olmasını sağlamayı amaçlar. Yeni sistemde üretim araçlarının özel mülkiyeti kalkacak, elde edilen artı değer daha adaletli dağıtılacak, böylece işçiler insanca yaşamaları için gerekli olan temel ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayacak, sanatsal ihtiyaçlarını (sinema bileti almak gibi) da karşılayacak ve gelişkin bireyler olma şansını elde edeceklerdir.

Steinbeck, hızlı ve vahşi bir sanayileşme süreci yaşayan Amerikan toplumunda, toprağa bağlı olarak yaşayan büyük bir ailenin zamanla gelişen ekonomik çöküşünün getirdiği değişim karşısında acımasızca savruluşunu anlatmaktadır. Gerçekte bu roman yaşam mücadelesi veren tüm emekçi insanların, “Ben”den “Biz”e geçişlerinin, örgütlenişlerinin destanıdır.

“Eğer insanların sahip olmaları gereken birçok şeye sahip olan sizler, bunu anlayabilirseniz kendinizi kurtarabilirsiniz. Eğer nedenleri sonuçlardan ayırabilir, Paine’in, Marks’ın, Jefferson’ın, Lenin’in neden değil sonuç olduğunu anlayabilirseniz kurtulabilirsiniz. Ama bunu bilemezsiniz. Çünkü sahip olma niteliği, sizi her zaman “Ben”de bırakır ve sizi sonsuza dek “Biz”den ayırır.” (Gazap Üzümleri, 157)