Buna belki empati diyebilirsiniz ama öyle değil benim anlatmak istediklerim.. Milyonlarca yıldır her ağaç altında, apartman dairesinde, ahırında, ağılında, çiftliğinde, hayvanat bahçesinde, belediyesinde, barınağında, sokağında, caddesinde, fabrikasında, denizinde, havasında, karasında.. yani dünyanın insan eli değmiş her bir santimetre karesinde sürekli canını kurtarmak için kaçan masum zavallı hayvanları görüyorum gözlerimi kapatınca.

"Dini ritüeller gereği" olduğu iddiasıyla dayanaksız, mantıksız hataların binlerce yıldır bir rutine binip tekrar edilmesi ve ne yazık ki "doğru mu yanlış mı" tartışmasını bile yapamadığımız sahneler,  kıyamet azabı gibi, iliklerimi sürekli kemiren can yakıcı böcekler gibi karşıma çıkıyor her göz kapatışımda.. Din kitaplarında tabir edilen "Dilsiz Kulları", birbirleri ile iletişim kurdukları dillerini anlayamadığımız için, işkenceler altında kesip, parçalara bölüp, ateşlerde kızartıp -bazan çiğ çiğ- zevkten gözlerimizden yaş gelinceye kadar yemek zorunda mıyız acaba! bu hakkı gerçekten kendimizde nasıl bulabiliyoruz? İnsan ve Allah arasında hiç bir tartışmaya bile gerek olmayan muazzam bir iletişim ve bağ şekli (Akıl, Vicdan, Sevgi) varken nasıl olurda dış etkenleri dayanak olarak kabullenebiliyoruz.

"Evrendeki her canlı Allah'ın bir parçası, O'nun bir ışığıdır.." O halde biz yaradana ihanet edip günah işlemiyor muyuz?, Allah'ın ışığı olan bir canlıyı zevk ve keyif için yok etmek günah değil midir?..

Evet şimdi siz lütfen "İnsansız bir dünya" düşünün. ne kadar mümkün görünüyor, hatta bir o kadar da temiz(Savaş, kan, gözyaşı,hırsızlık, pislik, ihanet, aklınıza gelecek milyonlarca insan üretimi vahşet..) İnsansız bir dünya huzur verebiliyor..

Şimdi "Hayvansız bir dünya" düşünün... Olmadı değil mi! Haydi, uyanın bu "hayvansız dünya" cehenneminden..

Lütfen, Onları sevin ve yaşatın.. Saygıyla kalın.. Bir yetişkin gibi yaşayıp, çocuk gibi düşünmek bile yeter..