Trump ve Netanyahu ateşle oynuyor: Yeni Hedef Türkiye mi?


yayincilar/haber-oku/haber-okux60.jpg Kaynak: Haber Oku
Trump ve Netanyahu ateşle oynuyor: Yeni Hedef Türkiye mi?

Ortadoğu’da uzun süredir beklenen büyük kırılma artık ihtimal olmaktan çıktı; sıcak çatışmalarla somut bir sürece dönüştü. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları, bölgeyi geri dönüşü zor bir yol ayrımına sürüklerken, İran ve Ortadoğu siyaseti üzerine çalışmalarıyla tanınan Vali Nasr yaşananları “nesilde bir kez görülebilecek bir jeopolitik kırılma” olarak tanımlıyor.

Takip Et

Johns Hopkins Üniversitesi öğretim üyesi olan Nasr’a göre gelişmeler, yalnızca askeri bir operasyon zinciri değil; Ortadoğu’nun son yüzyıllık güç dengesini sarsabilecek bir dönüşümün habercisi.

“Hamas, İran’ı savunamayacağı bir savaşa sürükledi”

Nasr’ın analizinde sürecin başlangıç noktası olarak 7 Ekim saldırıları öne çıkıyor. Ona göre Hamas, bu hamleyle İran ve bölgedeki müttefiklerini savunamayacakları bir çatışma ortamına itti. 7 Ekim’i “katastrofik bir başarı” şeklinde nitelendiren Nasr, bu saldırının İsrail’de güvenlik anlayışını kökten değiştirdiğini savunuyor.

Nasr’a göre İran’ın bölgesel caydırıcılık hattını oluşturan Hizbullah ve Suriye’deki askeri varlık zayıflatılınca, İsrail’in İran’ı doğrudan hedef almasının önündeki engeller de ortadan kalktı. Bu tablo, İran hava sahasını fiilen daha kırılgan hale getirdi.

“Washington’da kurumsal akıl sustu”

Nasr’ın dikkat çektiği bir diğer başlık ise ABD iç siyaseti. 2003’teki Irak'ın İşgali öncesinde aylar süren hazırlık ve kurumsal planlamaya işaret eden Nasr, bugün yaşananların benzer bir devlet aklı sürecinden geçmediğini savunuyor.

İLGİLİ HABER

Ona göre karar mekanizmasında klasik diplomatik ve askeri kurumların etkisi sınırlı kaldı; belirleyici olan siyasi liderlik tercihi oldu. Nasr, özellikle Donald Trump döneminde dış politika kararlarının kişisel inisiyatifle şekillendiğini ve bunun bölgesel riskleri artırdığını öne sürüyor.

İran neden geri adım atmıyor?

Nasr, Tahran yönetiminin geri çekilmemesini “köşeye sıkışmışlık” ile açıklıyor. ABD’nin İran’dan maksimum taviz beklentisine karşılık yaptırımların kaldırılması gibi somut kazanımların masada olmamasının, İran’ı daha sert bir pozisyona ittiğini belirtiyor.

İran liderliğinin, Washington’ın hesaplarını ancak sahada değiştirebileceğine inandığını ifade eden Nasr, bu nedenle teslimiyet yerine misilleme stratejisinin tercih edildiğini vurguluyor. Ona göre İran, sembolik değil, dengeyi zorlayacak karşılıklar verme eğiliminde.

Türkiye için çok katmanlı risk

Savaşın olası sonuçları Türkiye açısından da dikkatle izleniyor. Yeni bir göç dalgası ihtimali, ekonomik ve siyasi baskıyı artırabilir. Ancak mesele yalnızca mülteci boyutuyla sınırlı değil.

Nasr’a göre İran’ın zayıflaması ya da sahadan çekilmesi halinde ortaya çıkacak güç boşluğu, bölgesel dengeleri yeniden kuracak. Bu durum, Kürt meselesinin bölgesel ölçekte yeniden şekillenmesine yol açabilir. İran’daki Kürtlerin statüsünde yaşanabilecek değişimler, Türkiye açısından yeni bir güvenlik ve diplomasi başlığı anlamına gelebilir.

“İsrail’in yeni hedefi Sünni blok olabilir”

Nasr’ın en çarpıcı değerlendirmesi ise İsrail’in stratejik öncelikleriyle ilgili. Ona göre Benjamin Netanyahu yönetimi için İran artık gerileyen bir tehdit olarak görülüyor. Asıl yükselen güç, Türkiye’nin de içinde yer alabileceği Sünni eksen.

Nasr, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar’ın oluşturabileceği potansiyel bir blokun İsrail tarafından uzun vadeli bir stratejik risk olarak değerlendirilebileceğini savunuyor. İsrail’in Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile geliştirdiği iş birliklerinin de Ankara’yı dengelemeye dönük hamleler olarak okunabileceğini belirtiyor.

“Savaşları başlatabilirsiniz ama bitişini kontrol edemezsiniz”

Nasr’a göre 7 Ekim’le başlayan ve bugün doğrudan çatışma aşamasına evrilen süreç, Ortadoğu’da sınırların ve güç merkezlerinin yeniden tartışıldığı bir dönemi başlattı. Bu tür krizlerin en büyük riski ise öngörülemezlik.

“Bu, nesilde bir kez yaşanacak bir an. Savaşları başlatabilirsiniz ama nasıl bittiğini kontrol edemezsiniz” uyarısında bulunan Nasr, hem bölge ülkelerinin hem de küresel aktörlerin belirsizlik çağının içine girdiğini söylüyor.

Ortadoğu’da taşlar yerinden oynarken, Türkiye için de yeni dönemin sadece dış politika değil, güvenlik ve iç siyaset boyutlarıyla dikkatle hesaplanması gereken bir süreç olduğu değerlendiriliyor.

Kaynak: Haber Oku

Youtube Kanalımızı Takip Edin